GİZLİ DÜNYA – SABAH

“Yoksa onların sırlarını ve gizli konuşmalarını duymadığımızı mı sanıyorlar? Hayır, öyle değil, yanlarındaki elçilerimiz (melekler) yazmaktadırlar.”

Kur’an-ı Kerim’de istihbarat bahsinin geçtiği nadir surelerden biri olan Zuhruf Suresi’nin 80. Ayeti, İslam Peygamberi Hazreti Muhammed’in, Müslümanların ilk devletinin temellerini attığı çağda istihbarata ne ölçüde önem verildiğini gösterir mahiyette.

Bu hafta Üç Boyutlu Portre’de bugüne kadar pek işlenmemiş bir konuyu, en yeni ve en iyi kaynaktan alıntılarla anlatmaya çalışacağım. Hazreti Muhammed’in önderlik dönemi başta olmak üzere İslam devletinin ilk yıllarında istihbaratın etkin biçimde kullanımı konusu.

Bu konuda yazılı kaynak neredeyse yok denilecek kadar az. Bu, bizim büyük bir eksikliğimiz. Ama istihbarat konusu üzerine uzmanlaşmış Batılı bir yazarın kitabında bu konuya ilişkin son derece çarpıcı bilgiler bulunuyor. Kitap yeni çıktı, dumanı üstünde. Yazarının adı Christopher Andrew. Bu zat, istihbarat konusunda Britanya’nın önde gelen bir tarihçisi. Cambridge Üniversitesi Tarih Fakültesi’nde tarih profesörlüğü yaptı. Daha önemlisi Andrew, MI5’ın yani İngiliz dâhili istihbarat servisinin izin verilmiş tarihçesini yazan tek kişi.

Andrew’ın kendi alanında başvuru kaynağı olacak nitelikteki kitabı Gizli Dünya/Dünya İstihbarat Tarihi adıyla Kronik Kitap adlı yayınevi tarafından yayımlandı. Yaklaşık son 200 sayfası kaynakçadan oluşan 1000 sayfalık kitapta tarihin ilk dönemlerinden bu yana gerçekleşmiş önemli istihbarat olayları anlatılıyor. Bu konular; Musa’dan Son Akşam Yemeği’ne İncil’de ve Eski Mısır’da Casuslar, Eski Yunan’da İstihbarat Operasyonları: Odisseus’tan Büyük İskender’e Efsaneler ve Gerçekler, Roma Cumhuriyeti’nde İstihbarat ve Kehanet ile Muhammed ve İslam İstihbaratının Yükselişi gibi başlıklar altında incelenmiş.

İSLAM İSTİHBARATININ YÜKSELİŞİ

Bu ansiklopedik kitabın bizi en çok ilgilendiren kısmından alıntılarla İslam’ın kuruluş yıllarında istihbaratın nasıl kullanıldığını anlatacağım. Bu arada İngiliz yazarın, konuyu hatırı sayılır ölçüde bir tarafsızlıkla ele aldığı da anlaşılıyor. İlk alıntıyla başlayalım:

“Muhammed, Arap Yarımadası’nda silah ve ihtida yoluyla Müslüman hâkimiyetini tesis etmişti. Toplamda yirmi yedi muharebeye girmiş ve yaklaşık elli askeri akın düzenlemişti. Hayatını kaleme alan Müslüman siyer yazarlarından birinin (Osman Nuri Topbaş’ı kast ediyor) dediği gibi başarıları öyle büyüktü ki; ölümünden sonra onun takipçileri, Bizanslılar ve Sasaniler gibi dönemin iki büyük imparatorluğunu mağlup etmişlerdi.

Muhammed’e; İbrahim, Musa ve İsa’nın da dâhil olduğu peygamberler silsilesinin sonuncusu olarak insanlığa Allah’a iman etmeyi öğretme görevi verilmişti.

Muhammed, 622’de Mekke’de kendisini ölü ya da diri getirene yüz deve ödül vadeden Kureyş liderlerinin tertip ettiği bir suikasttan kıl payı kurtulmuştu. Mekke yakınlarında bir mağarada en yakın sahabesi Ebubekir ile birlikte gizlenirken Ebubekir’in oğlu Abdullah’ı, Kureyşiler arasına casus olarak gönderip kendisine karşı suikast planlarını öğrenme görevini vermişti. Abdullah; öğrendiklerini bildirmek için üç gece arka arkaya gizlice mağaraya geldi. En sonunda hareketliliğin sona erdiği bilgisini getirince Muhammed, yanına Ebubekir’i olarak Mekke’nin 321 kilometre kuzeyinde, hayatının geri kalanını geçireceği Medine’ye (Yasrib) gitti.

Günümüzde 1,6 milyar Müslüman (dünya nüfusunun yüzde 23’ü) için Muhammed’in Abdullah sayesinde edindiği istihbarat sonucu şekillenen Medine’ye hicret, dünya tarihinin dönüm noktalarından biridir.”

‘MEKKE İSTİHBARATI’NIN EKONOMİK ÖNEMİ

Kitapta Mekke’nin fethinden önce şehre giden kervanlar hakkında bilgi toplanması da bir ekonomik istihbarat faaliyeti örneği olarak anlatılmış:

“Muhammed, Medine’de ilk İslam devletini kurar kurmaz komutanlarıyla birlikte Mekke’nin dış dünya ile olan ticari yollarını keserek şehirdeki direnişi kırmak için bir mücadeleye girişti. Ekonomik abluka, Mekke kervanlarının hareketleri hakkında güvenilir istihbarata ihtiyaç duymaktaydı. Muhammed, kuzeni Abdullah b. Cahş emrindeki bir gözetleme timine kervan güzergâhlarını gözetleme görevi verdiği gibi Mekke içinde de Arap olmayan gizli Müslümanlardan, Medine’deki Müslümanların Müslüman olmayan akrabalarından ve hâkim Kureyş kabilesi tarafından zulüm gördüğünü düşünen Kureyşli olmayan kişilerden oluşan bir ajan şebekesi oluşturmuştu.”

‘HZ. MUHAMMED ‘DAYAKLI SORGU’YU YASAKLADI’

Kitabın bundan sonraki bölümünde Hazreti Muhammed’in, istihbarat amacıyla esir sorgulamada prototip (ilk, kök örnek) teşkil eden önemli bir kararı bir anekdotla aktarılıyor. Andrew, bu anekdotun kaynağı olarak da İmam Buhari’nin Sahih’i ile birlikte Ehl-i Sünnet geleneğinde en güvenilir iki hadis eserinden biri kabul edilen Sahih-i Müslim kitabını gösteriyor.

Aşağıda okuyacağınız anekdot, Antik Mısır’dan CIA’in işkence uçaklarına, kadim zamanlardan günümüze dek kullanılan işkenceli/dayaklı sert sorgu yöntemlerinin ilk İslam devletinde Hazreti Muhammed’in kararıyla yasaklandığının göstergesi:

“Mekke’deki ajan şebekesinin başında zengin bir tüccar olan Ebu’l Fazl el-Abbas vardı. Ticari ilişkilere sahip zengin bir tüccar olan el-Abbas, Mekke’ye gelip giden kervanların hareketleri konusunda bilgi vermek için iyi bir konuma sahipti. Şebekeden gelen istihbaratla desteklenen Muhammed’in kuvvetleri 623 yılı içinde Mekke kervanlarına birkaç saldırı düzenlemişti.

625 yılının mart ayında Muhammed, Kureyş lideri Ebu Süfyan’ın başında bulunduğu 1000 develik bir kervanın Mekke’den Suriye’ye doğru hareket ettiği istihbaratını almış ve kervanın yolunu Medine’nin 155 kilometre güneybatısındaki Bedir vahasında kesmek üzere 300 kişilik bir kuvvet göndermişti. Bedir Muharebesi öncesi sahabeler Kureyşliler tarafından saka olarak kullanılan siyahi bir köleyi esir aldılar ve Ebu Süfyan’ın yerini öğrenmek için onu sorguya çektiler. Köle, Ebu Süfyan hariç diğer üç önemli Kureyşli hakkında bilgi verdi ve şöyle dedi: ‘Ebu Süfyan hakkında bir şey bilmiyorum.’

Buna inanmayan sahabeler Ebu Süfyan hakkında bildiklerini anlatması için onu dövdüler. Ancak sonrasında tekrar sorduklarında köle, Ebu Süfyan hakkında bir şey bilmediğini yine tekrarladı. Sahabeler bilgi alabilmek için onu tekrar dövmeye başladılar ve köle en sonunda Ebu Süfyan hakkında uydurma bilgiler vermeye başlayınca durdular. Bu sırada namazını bitirip olaya şahit olan Muhammed, ‘Hayatımı idare eden Allah şahit ki; siz onları, doğru söyleyince dövüp yalan söyleyince bırakıyorsunuz.’

Böylece Muhammed, esirlerin sorgulanmasında şiddet uygulanmasını kınayan tarihteki ilk lider olmuştur. Bunu sadece etik sebeplerle değil, yanlış istihbarat doğuracağı için yapmıştı.”

Kitapta ayrıca Havazin Kabilesi ile yapılan Huneyn Muharebesi öncesinde de casus şebekelerinin kullanıldığı anlatılıyor:

“Mekke’nin fethinden sonra Arap Yarımadası’ndaki bazı kabileler de İslam’ı kabul ettiler ve Muhammed’in otoritesini tanıdılar. Diğerleri direndi. Bedevi Havazin Kabilesi Müslümanlara saldırmak için müttefikleriyle beraber 20 bin kişilik bir ordu topladı. Ancak Muhammed, Havazin ordugâhındaki casusları vasıtasıyla onların planlarını öğrendi. Müslüman ordugâhında da Havazin casusları vardı. Bunlar yakalanınca el ve kolları kesilerek diğerlerine gözdağı vermek için geri gönderildiler. Mekke’nin fethinden iki hafta sonra yaşanan Huneyn Muharebesi’nde Muhammed zafer kazandı.”

Kitapta Hazreti Muhammed’in Bizans İmparatorluğu hakkında da güçlü istihbaratlara sahip olduğu şöyle anlatılmış:

“Muhammed, peygamber olduğunda başkenti Konstantinopolis olan Doğu Roma İmparatorluğu’nun sınır boylarındaki barbarlar hakkında Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden önce olduğundan çok daha bilgiye sahipti.”

‘HALİD BİN VELİD BÜYÜK İSTİHBARATÇIYDI’

Kitabın devamında Hazreti Muhammed’in vefatından sonra istihbarata en çok önem veren ve istihbaratı en çok kullanan İslam orduları komutanının Halid bin Velid olduğu da örnekleriyle açıklanıyor. Kitabın Halid bin Velid’le ilgili en çarpıcı kısımları şunlar:

“Zaferlerinde liderlik vasıfları ve askerlerinin morali başlıca öneme sahip olsa da Halid bin Velid de istihbaratı bir kuvvet çarpanı olarak kullanmıştır. Halid’in, savaştığı muharebe sahalarını gezen ve yazılı kaynakları inceleyen Pakistanlı askeri tarihçi Generel A. I. Ekrem’in yazdığı biyografide vardığı sonuç, onun istihbarata özel önem verdiğidir. Halid sefere çıkarken yanına Arabistan, Irak, Suriye ve Filistin gibi savaştığı her bölgeden seçilmiş kişilerden oluşan ve günümüzde istihbarat şubesi denilebilecek bir ekip götürüyordu. Bunların sorumlulukları arasında istihbarat toplamak, ajan sevk ve idare etmek, Halid’i düzenli olarak bilgilendirmek bulunuyordu. Ekrem’e göre istihbarat şubesi Roma ordusu içinden ajanlar angaje etmeyi de başarmıştı. Günümüzde detaylı bir bilgiye ulaşılamamış olsa da Halid’in 636’da sayıca üstün Roma kuvvetlerine karşı Yermük’te kazandığı ve Suriye’deki Bizans hâkimiyetine son veren büyük zaferinde istihbaratın katkısı vardır.”

İSTİHBARAT GEREKLİ, PEKİ YA TECESSÜS…

Kitap; Hazreti Peygamber’in istihbarattan; askeri, ekonomik ve siyasi ilerleme için nasıl yararlandığını, güvenilir kaynaklara dayanarak açıkladıktan sonra Müslümanların kendi içinde tecessüs faaliyetine girişmelerinin yasaklandığını da vurguluyor:

“Askeri istihbarat Muhammed’in savaş biçiminde temel etmelerden olsa da Müslümanların birbirlerine karşı casusluk yapmaları yasaklanmıştır. Kuran’da casusluk (tecessüs) konusunda en çok alıntı yapılan kısımda Müslümanlara şöyle denilmektedir: ‘Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının, çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın.”

Yeri gelmişken… Bugüne dek hep bir istihbarat örgütü olarak anılan Fetullahçı Terör Örgütü’nün istihbarattan çok bir tecessüs (kendini ilgilendirmeyen şeyleri öğrenmeye çalışma) örgütü olduğunu da belirtelim.

Toparlarsak… İngiliz istihbarat tarihçisi Christopher Andrew’un başyapıtı diyebileceğimiz Gizli Dünya, 27 yıldır üzerine çalıştığım istihbarat konusunda bana yeni şeyler öğretti. İslam devletinin kuruluş aşamalarında istihbarata önem verildiğini biliyordum, ancak bu konunun ayrıntılarını güvenilir kaynaklardan öğrenme imkânı sınırlıydı. Kitap, başka pek çok işlevi gördüğü gibi bu görevi de hakkıyla yerine getiriyor. Bu nedenle sırf bu konudaki öncülüğüyle de ilgiyi hak eden bir kitap. Fazlasıyla…

Ferhat Ünlü, Sabah, Nisan 2022

Habere ulaşmak için tıklayın.

BÜLTEN