KİTABIN KAPAK GÖRSELİNİ İNDİR
ÖĞRENİLMİŞ CEHALET ÜZERİNE
HAKİKATE GİDEN YOL, İNSANIN KENDİ BİLGİSİNİN SINIRLARINI KAVRAMASIYLA BAŞLAR.
15. yüzyıl Avrupa’sı, Ortaçağ’ın düşünce dünyası ile Rönesans’ın yeni ufuklarının birbirine temas ettiği büyük bir dönüşümün eşiğindeydi. Kardinal, filozof, teolog, hukukçu, matematikçi ve astronom Nicolaus Cusanus, bu çağın sınırlarında dolaşan en özgün isimlerden biriydi. İstanbul’dan dönüş yolunda, denizde zihninde beliren bir sezgi, onu 1440 yılında başyapıtı De Docta Ignorantia’yı kaleme almaya yöneltti. Cusanus’un çıkış noktası, insan aklının sonsuz hakikati bütünüyle kuşatamayacağı; en yüksek bilgeliğin de bu sınırın farkına varmakla başlayacağıydı.
Cusanus bu düşünceye “öğrenilmiş cehalet” adını verdi. Bilgi, bilinmeyeni bilinenle kıyaslayarak ilerler; oysa sonlu ile sonsuz arasında hiçbir oran yoktur. Bu yüzden insan, hakikate yaklaşabilir fakat onu eksiksiz biçimde ele geçiremez. Cusanus, çizgi, üçgen, çember ve küre gibi matematiksel sembollerden yararlanarak maksimum ile minimumun, birlik ile çokluğun ve karşıtların Tanrı’da nasıl örtüştüğünü araştırıyor. Böylece cehaleti edilgen bir bilgisizlikten çıkarıp hakikate açılan disiplinli bir düşünme yoluna dönüştürüyor.
Kitap boyunca Cusanus, önce insanın Tanrı ve hakikat hakkında neyi bilebileceğini sorguluyor; ardından yaratılışa, evrenin düzenine ve Dünya’nın kozmostaki yerine yöneliyor. Dünya’nın hareket ettiğini ve evrenin sabit bir merkezi bulunmadığını öne sürerek çağının yerleşik kabullerini sarsıyor. Son bölümde ise insan ile ilahi olan arasındaki ilişkiyi iman, kurtuluş ve kilise gibi Hıristiyan düşüncesinin temel meseleleri üzerinden ele alıyor.
Öğrenilmiş Cehalet Üzerine, insan bilgisinin sınırlarından Tanrı’ya, evrenin yapısından Dünya’nın hareketine uzanan araştırmasıyla Rönesans düşüncesinin doğuşunu haber veren bir felsefe klasiği.







